Çay Çiçeği 

Koşan düşüncelerime çelme takıyorsun bilmem ne kadar  farkındasın? koşulsuz heyecanımdı hayat koşusunda beni yarıştıran.İçimdeki tüm enerjiyi tetikleyen. Her ‘yeni’ insanı tazeliyorken nedir bu sendeki nedir zihnimi bulandıran…
Bu benim hayat hikayem belki de sizin.İnsanın duygusal döngüsü kör topal ilerlerken ara ara üzen, sevindiren  ahenk! …Böyle olmalı belki de…bu dünyaya geliş amacımız belli her gün gülersek gülmenin ne önemi kalır…
Ve yine aynı düşünceler. Resim yapmasaydım, içimdeki bu anlamını veremediğim biçimsel duyguyu nasıl anlatabilirdim, bilmiyorum. Ama acaba iletişimde farklı bir algı mıydı, benim ki belki de sizinki de… Sadece bu aklımın sesini bastıran Munch’ın çığlığı gibi yeşil ve kırmızının alaşımı..Nötr olmasaydı… hangisi bastırırdı ? Bu his enerjisi nereye düşerdi, bilmemek beni korkutuyor bazenleri…
 
O gün yine kendimle başbaşaydim. Duygularımı usul usul açığa çıkaran bir müzik eşlik ediyor, soyut düşüncelerimi sentezliyordum, zihnimdeki şekillerde eşleştirerek.
O an farkettim ki notalar la şekillerin içsel uyumunu. Ve kulağımın perspektifine inceden bir perde düştü. Kızdım kendime nota bilmediğime üzüldüm. Çünkü hatırlayamadığım o kadar şey  var ki.. Sadece bir kaç duyuyla  duygular  kavramlaşmiyor, olmak  olmuyor yetersiz .
Silik bir mühür olacak sessiz çizgiler .İz gibi izler gibi, parçacikların bir çay çiçeğinin 
Belki sesini duyan olur kimbilir☺

Elif Altıntaş…

Desen: Elif Altintas

Reklamlar

bir Munch gibi..

bağırıyordu Munch kırmızı çığlıkları vardı, pembe gülüşlerine! duydun mu?

bağırıyordu  Munch, kulaklarımıza çığlık düşürdü; gözlerimize yeşil ve kırmızı ..

Munch, geriye baktığımda eyvallah demediklerimdi…
Hayatı ortasından anlıyormuş insan
hayata ortasından başlıyormuş…
Ne komik sayı doğrusu gibi  artı sonsuz eksi sonsuz gibi ve sıfır noktasındayım sanki…
Ve bir Munch gibi bağırıyorum ellerim kulaklarımda, artık ertelemiyorsam çığlıklarımı sıfırda sentezini doğruluyor hayatıma büsbütün kuruntularım..

ve  kurmuşum demektir hislerimi saatime…dokunsan ağlıyorum….
bir Munch gibi susuyorum çığlığım boğazimda…

o yorulmuyor ben yoruldum.

.

Elif…

kırmızı yeniden

kırmızıya dönük hayallerim; avuçlarımda kanat çırpan bir nefesti. Gölgemse ıslak zemin üzerinde zihnimin karmaşası…Birşeyler arıyordum bilinmez yanımda ama bu kırmızı çocukluğumun değildi…

Kaçıyorum kaybolmak istiyorum.Sahipsiz bir güven hapsediyorum; her seferinde içime..İçim içime doluyor özgürüm sanki. Son bir şey kaldı. Serin sularımda karmaşamı yıkıyorum. Ellerim yorgun..Ellerim anılarımla özgürlüğün tılsımını çiziyor anlarıma. Soyutlanıyor bildiğim herşey…
Her şey her şey safi karanlık
Ben ki karanlığın içinde bir damla sessiz kırmızıyım;
insanoğluna kırgınım…
Elif..

Güven

Her türlü haliyle önümde ilerleyen şu çocuğa bakıyorum,

Ne kadar saf ve berrak; İçim yumuşuyor
Kabullenemediğim şu yarışta neler var neler
Topuklarımı delen bilmecenin önüne geçtim
Fakat şimdi arkamı göremiyorum
Gördüklerim yeterli mi korkmamak için
Her cesaret güven mi getirir beraberinde parmaklara
Parmaklarla dokunan…

İnsanın diyeceği gelir her yaşta
BABA!

(nerdesin?) 
Sesime gelir misin? 
eminim nerde olsan benimle – bizimlesin

Belki bir zamanlar karanlıktan korkuyordum; 
Karanlığa çok şey sığdırmıştım, ondandı heyacanım
Tüm eşyanın canavarlaştığı anlar! 
Sen! sen yanımdaydın…
Yalnızlıktan hala korkuyorum
Ve hala sektede gevezeliklerim
Şimdi kendi karanlığım var; korkularımın üzerini örten…
Işıkları da ben söndürdüm
Bırak renkleri bu kez ayıramayayım
Hissedeyim güneşin sarısını
Denizin mavisini
Yüzüme vursun serini

Sadece tut ellerimi 
yeter!

sen tut! …
O bir umut 🙂

elif

çağır beni…

Bu hayat beni yordu İstanbul…

İçinden beni aldı İstanbul….

ki ben seni o kadar severken 

şimdi başka rıhtımlarda bekliyorum seni

başka başka hayaller kuruyorum sensiz

sensiz olmuyor çağır beni…

dolaşayım ahşap tarihinde..dokulu ibrişimlerine ilişsin gözlerim…

bak gözlerime tıpkı eskisi gibi 

sensizliğe bakıyor gözbebeklerim şimdi

çağır beni yeniden arafta bırakma beni..

Elif…

Duyguların en laciverti

Bazen içimde bir duygu belirir. Ateş böceğine benzer, bir yanar bir söner; anılarımın en karanlık hücrelerinde bir ölür ,bir dirilir sanki…

Ah bu duyguyu bir görebilsem, avuçlarımda kanatlarının beyaz sesini duysam bir de ötekilediğim kırmızı tınısını…
İçsem içsem berraklığını kanabilsem…
Duyguların en lacivertini tekrar bulabilsem

 yine düşsen ya karanlıklarıma

ya da ben dingin karanlığıma tekrar tekrar…

Elif…

.dönülmeZ

çocukken oynamak başkaydı sokaklarda…şimdi oyna oynayabilirsen…

çocukken bambaşkaydı simidin bile tadı..okul çıkışı leblebi tozu…şimdilerde sorgular olduk her şeyi bir yudum gazozu bile…patatesin geni ekmeğin vitamini… çalmışlar ömrümüzü… hep bir önceki nesile bakipta ‘biz sizin yaşınıza geldiğimizde …’ diye başlayan sözlerle büyüdük  ve öğrendik ne yazık tekrarlar olduk bizde, insana kıymışlar. Nefislerimize mis görünümlü od taşımışlar. Şimdi dön eskiye dönebilirsen !

(helal daire keyfe kafidir)unuttuk!