Ayrılık tiryakileri…

desen: Elif..

Biz oğlumla ayrılıkların tiryakisiyiz…minik avuçlarından bebek kokusuna…kokusunu içime çekemediğim günleri kapatıyorum, şimdiki gülüşlerinin aydınlığıyla.

Ayrılıklar hiç böyle masum kalmamıştı şahit olamadığım aglamalarinda… onunla tanıştığım ilk güne dair her şeyi unuttum ayrılıklara dair, hüzünlü minik bakışlarında..

Tiyakilikler hiç böyle acı vermemişti…geleceğe taşınan acı tadıyla…
 
sevmek yetmiyordu….
Çok sevmek çok sevmek olmalıydı artık şefkate sığınan yüreciginde minik bedeninin anlami. Karşılıksızdı bu sevgide verişler ve alışlar. Ve her defasında acılaşan bu tiryakiliği tatlandıran busesi oğlumun bal yanağında..Rabbim şükürler olsun, onu bize bagişladin.
 şükürler olsun…
 
Elif…2011

Değerli yorumlarınızı bekliyorum..

korku

Allah insanın içine yaşamsal mekanizmasını sürdürebilmesi için, belirsizliklere karşı tehdit algısını tetikleyen rahatsız edici bir his vermiş…Olumsuz demek istemiyorum. Mesela ateş; yapıcı kullanıldığında bizi ısıtır, yemek pişirilir onunla, şekil verilir ahenkle..Korku hissi de öyle. Örneğin; yükseklik korkusu olmasaydı içimizde bir düşünün. Ama bir de bu denge şaşarsa ve ayarları bozulursa. Bu kelime mana libasını çıkarır; duygusal bozulmaya gider.
Bakalım insan nelerden korkar; yalnız kalmaktan, sayılmamaktan, sevilmemekten, onurunun ve gururunun incineceğinden, hayal kırıklığına uğramaktan, sevdiklerini üzmekten, iyi evlat yetiştirememekten, ödevini zamanında yapamamaktan, sözünü tutamamaktan..
İşte bu kendini koruma hadisesi başkalarının izdüşümlerinde,kendi  sınırlarından taşar ve trajik öyküsü başlar. Şimdilik yakın gözlüklerimizi takıp bencillikle hemdem olan korkuyu kadrajımıza alalım.

O da korkuyordu bir zamanlar. Fısıltılar geliyordu kulağına . Rahatsız olmaya başlamıştı. Ülkedeki bütün erkek çocuklarını öldürttü. Pişman mıydı?

Doğru söylediğini biliyordu ama korktu, inanır diye halkı; secdeye gelir diye alnı. Ve Allah iradeyi yaratmıştı lakin halk doğruyu değil, güçlüyü seçti.

Ortak etti yalanına ve de günahına. İbrahimin ateşine odun taşıttı. Geriye dönüş yoktu mancınıktan. Peki pişman mıydı?

Pişman olsa İbrahim’i cennetten bir bahçenin içinde selamete erişini gören Nemrut çıkarır mıydı ülkesinden boş kuruntularıyla…

Yusufu da aynı his değil miydi kuyuda unutan tertemiz fıtratıyla…

Korktular, korktukları gibi de ölesiye öldüresiye korkuttular!

Ellerindeki makam, şöhret, saltanat gidecek diye. Ne gariptir bunları kendinde baki sanmak, ne zormuş vazgeçmek…Ne güzel şey teslimiyet…O’nun olanı O’na verir olmak…

Haset ve kıskançlıktı korkunun rengini bozan…Bencillik ne kötü şey. Biz yerine ben diye böbürlenmek…Ve haset tohumları atmak toprağa ferasetsizce…sonrasında paranoya filizlenmek..

Bu yüzdendi…Öfkesiyle kin kusuyordu, düşüncelerindeki ihtimalleri.Hedef gösterilmişti; İşte suçlu bu! Ne kolaydı duygularla kontrolsüz hareket etmek ve inanmak zoraki belirginleştirilen hayaletlere; inandırmak!

Beyaz zeminleri karartıyordu nefreti; güçlüydü, büyüktü (?). O azameti (?), başını döndürmüş olacak ki korkuyordu O’ndan geleni O’na vermekten. İnsan ne kadar nankör, kaybetmemek için korkutuyordu; zulmü  umumileşiyordu ….

Bunu kral çıplak diyenlerden başkası görmüyor, duymuyordu. Onlar yalnız gördüklerini duyuyor; duyduklarını ise görüyorlardı ne hikmetse. Böylelikle enesi kabardikça zulmü büyütülüyor; oysa deklare ediliyordu vicdanlarda, geçmişe ortak tarihe!

Korkmuyordu, sözde kahramandı. Onu destanlaştıran, alkışlayanlar ancak bir yalandan korkuyor, o dev korkuyu canlandırıyorlardı; hasta adaletinde!

Bencillik hissi onu esir almıştı. Ona ayna tutuyordu insanlar. Sarı benzini görüyordu aynalarda; sarartıyordu onurlarını hiçe sayiyordu.Kimliğinde küçük kloncuklar şifrelettiriyordu yalanlarından; en çok kendisi korkuyordu. Büyüdükçe bencilliği paranoyalarında, İbrahimin ateşine odun taşıttırıyor, başka başka Yusuflar buluyor, Musayı öldürdüğünü sanıyordu…

Oysa yalnız Allahtan korkan hiç bir şeyden korkmazdı. Ne çok belli ediyorsun korktuğunu, ne çabuk öfkeleniyorsun. Sahipsiz mi sanıyorsun  Yusufu, İbrahimi, Musayı, Haceri… Kupkuru bir çölde ona zemzem vereni, tanısaydım bilmem böyle olur muydun?

Hayir sana, size şefkatle seslenmeyeceğim, unutmayacağım sizi, seni!

Akıl iradesini yitirmişti, geri dönüşü olmayacak kadar bataklığına batmıştı yeisin, masumaneliğini yitirmişti .

Ah hatırlaydı ölümü, bir Ömer gibi beyaz telinde, Vahşi gibi bir hasret yaşasaydı…

O zaman korkmayacaktı kaybetmekten

Rabbani bulacaktı !..

(bunları bir gün unutma zafiyetimden korktuğum için yazıyorum, yazmaz olsaydim…)
 
not: korkunun anlamı Türk Dil Kurumundan.

Değerli yorumlarınızı bekliyorum…

paranoya ya dair… 

Şu sıralar paranoyası ilmek ilmek işlenmiş nefretler ettiğim birisinin prangalarını tutuyorum gözlerim de… provalarına getiriliyorum düşüncelerimle.

  • yüreği özgür, gayesi özgür en önemlisi vicdanı özgür olmanın onuruyla yaşamanın hazzını hiç bir paranoya karartamaz; aklın ışığını, dağıtamaz…
  • Rabbim ömrümün nefeslerini bereketlendir, bereketlendir ki aklım kadar gözlerimde görsün…
  • inansın bu göz bu akıl…bir gün o bir güne dair…

Suya Karışan!

Bensiz karanlıklarından sıyrılırken ruhum, sarsıntılar içerisinde ilerliyordu, ona zararı yine ben olan efendisi veriyordu… tabiatında altüst olmuş değerlerle yarım yamalak büyürken okyanuslara taşıyordu o çok güvendiği aklıyla elde ettiklerini, zamana akıtıyordu…

Yaşamadan bilemezken insan duygu denilen denklemleri tutturamazken o bir kartezyene sığamayacak kadar büyük ve değişmezde değildi, sonuçların akıbeti kadar tedbirsizdi, 
Bilinmezdi belki ama ne kadar bilinmezse de o kadar belirgindi bu yüzden zeytinyağı gibi hep yukarılardaydı ama onu ondan başkası da taşımazdı… 
Su…
O halde
Ört gecelerimdeki karanlığı
Ört ki sana dokunmaya cesaretim olsun
!

13.02.2008

Siyah Şapkalı Esmer Kadın

Yine gidiyorum her zamanki gibi. Nedense bu gitmeleri seviyorum.Bende alışkanlık etti, bu yağmurlu havalarda yürümek; ıslanmadan edemiyorum.

Yağmurda saçlarım sırılsıklam.Seviyorum bu ıslaklığı, saçlarımın darmadağın oluşunu, birazda rüzgar varsa müptelası oluyorum… 
Ellerim ceplerimde zangır zangır titrerken biraz daha büzüldüm. Şimdi omuzlarım birbirine daha yakın. Hep böyle havalarda birbirlerini hatırlarlar. Yüzüm ise şu yalnız ve gürültülü caddenin üstünde oynayan kirli ışıkların yansıyışına daha yakın ve daha bir içime kapanıyorum. Bir yanımda kahkaha diğer yanımda ağlama sesleri ve ben bu iki zıtlığın tam ortasında yürüyorum. Diğer günler çarşambayı nasıl sıkıştırıp boğuyorsa bende boğuluyorum. Ortada olmak kötü şey. Grilikten kaçsam da yakalanıyorum. Ne sağıma nede soluma bakmaya cesaretim var. Yalnız, içimde bir acı var. Ama tuhaf bir şey bu içimde sakladıkça onu sevmeye de başlıyorum. Kurtulamadığım için acaba mecbur mu kalıyorum, bilmiyorum. Ama üstüme yapışıyor bana ait olmaya başladı hissediyorum ve sonunda gölgem oluyor.

Gölgemin üstüne bir ses düştü! 
Dur! 
Dur! dedi arkamdan biri,
Bir kadın sesiydi.
Dönmedim 
Merakım geri dönmeye
Ayaklarım yürümeye meyilliydi
Bir saniye kadardı durakladım
Ama yürü diyordu bir ses içimden 
Sonunda ona uydum,
Beni kemiren merakıma rağmen yürüdüm
Acaba kimdi bu kişi? 
Aman işte senin benim gibi biriydi
Ama bir kadın sesiydi
Hayal ettim sesin sahibini
Orta boylu, hafif balık etli, siyah şapkalı
Ve siyah elbiseliydi.
Gözlerinde mavi lensleri vardı 
Görememeliydim baksam da
Siyah gözlükleri onları kapatmalıydı.
Oysa sahip olduğu kahverengi gözleri 
Ona daha çok yakışmalıydı.
Esmerdi saçları omuzlarında
Rüzgarsa tersten esmeliydi
Ara sıra saçları ençokta yağmur
Yüzüne çarpmalıydı
Çarpmalıydı ki, 
Bu emredercesine dur diyen kadına
Haddini bildirmeliydi.
Baştan aşağı hayalden bile olsa
Kimse onu süzmemeliydi.

Yer hizasında seyre dalmışken ve bu kadın sesi gölgeme yapışmışken bir anda arkamı döndüm, bir sürü kişi. Ama hiç biri o kadın değildi.
Of oofff… ofladıkça ağzımdan dumanlar çıkıyor ve bana sigarayı hatırlatıyor. Yanık kokusunu sevsem de sevmiyorum içmesini. Hani sigara içerken kendinden emin olurya kimileri. Oysa iki parmağın arasındadır devasız bir güven birikir dumanlardan ciğerlere. Geç kardeşim bunları keyifmiş bunlar bahane.
Yağmur da dinmeye başladı. Bu ıslak sesi hep duymak istiyorum. Uzun bir gece var önümde, yürümeliyim. Ama yine de bir yerde dur demek ağır gelmemeli bana. Bakmamalıyım yağmurdan sonra gökyüzüne. İçimdeki acı bir göçük gibi çökmemeli içime, gözlerim kendi renginde güven vermeli, ciğersiz olup ta güvenmemeliyim kendime. Sormamalıyım hiçbir yere;

 siyah şapkalı esmer bir kadın buradan geçti mi diye.

Mart 2005

Elif…

Portre

Bir portre çiziyorum
Uzun koşuların ardına bırakarak zamanı.
Törpülüyorum ellerimle düşüncelerimi.
Sesim şimdi duyulacak, gözlerim görecek,
Biraz gülümseyecek,
Belki birden kızacak olmadık şeylere,
Sonra üzülecek; 
Ama fark ettirmeyecek kırgınlıklarını,
Hiç acımadan kendine sapladığı oklarla 
Derin düşüncelere dalacak.
Eller şimdi dokunacak mı
Maddeyken dokunamadıklarına
Ruhuyla hücum ederken ayaklar
Sizde hissedecek misiniz
İçimdeki korkuları
Yalnız, bencil savaşlarımı…

Ve şimdi
Yavaş yavaş aynada kayboluyor suretim.
Cismim bu sayfada şekillendikçe
Kendimi buluyorum…
Bulup bulup kaybediyorum.
Bu hep böyle sürse de
Sonunda kabulleniyorum
Tazelendikçe ışıklar gözlerimde.
Anlıyorum! 
Değişken birtek ışıklar değilmiş
Kendi yüzümde…

2005-12-17

Elif..